Kapitalizmin Enstrümanlarından Biri de İslam’dır!

İslam, kapitalizmin son yüz yılda kullandığı en güçlü enstrümanlardan biridir. Kapitalizm, gerek kendi eliyle örgütlediği gerekse de kapitalizme (aslında Hristiyan Batı’ya) tepki olarak vücut bulan İslami hareketleri kullanarak, özellikle İslam dininin hâkim olduğu bölgelerde, sürekli ama kontrol edilebilir savaşlar/krizler örgütlemiş, bu savaşları bahane ederek bu bölgelerdeki varlığını (işgalini) meşru kılmıştır. Bu durum bugün de devam etmektedir.

İslam’ın hâkim olduğu bölgelerdeki yoksulların sınıf eksenli örgütlenmelere yönelmeleri de yine İslam üzerinden engellenmiştir. Çünkü İslam, yoksuları sınıf eksenli değil, anti Hristiyan (batı) karşıtlığı üzerinden örgütlemiş, bu da yoksul kitlelerde sınıf eksenli bir bilinç yerine, din ve batı karşıtlığı eksenli bir bilincin hâkim olmasına neden olmuştur.

İslam, yalnızca sınıf eksenli hareketin değil, kimi yerlerde geç ya da çarpık uluslaşmanın vuku bulmasına da sebep olmuştur. Bunun en önemli örneği Kürt uluslaşması ve Kürt ulusal hareketidir. Kürt uluslaşmasının ve ulusal hareketinin nerdeyse bir asır geç tarih sahnesine çıkmış olmasının nedeni İslamiyet’tir.

Türkiye, Mısır, Cezayir, İran, Pakistan, Malezya Endonezya gibi ülkelerde 40-50 sene öncesine kadar hiç de küçümsenmeyecek işçi hareketi mevcutken, bugün bu ülkelerde bunun esamesi bile okunmamaktadır.

Örneğin 1965 yılında Endonezya Komünist Partisi neredeyse ülkenin en büyük siyasi gücü durumundadır. Üye sayısı 3 Milyon civarındadır. Bu tarihlerde başlatılan “komünist avı” neticesinde yaklaşık olarak 1 Milyon komünist, parti taraftarı ve işçi lideri katledilir. Katliamın baş tetikçilerinden biri de Endonezya’daki İslami partidir. Sonraki yıllarda siyasal İslam’ın etki alanı genişledikçe, sınıf hareketinin ortaya çıkma imkânları da gittikçe daralmış, ortadan kalkmıştır.

İslam’ın etkili olduğu ülkelerde geçmişte işçiler ve yoksullar tepkilerini sınıf eksenli ortaya koyarlarken, şimdi tepkilerini Batı/Hristiyan karşıtlığı üzerinden ifade etmekte, kurtuluşu sınıf mücadelesinde değil, sadaka kültürü olan İslam’da aramaktadırlar.

Sınıf hareketine ve Komünist fikriyatın gelişmesine karşı İslam bayrağı altında “Yeşil Kuşak” siyasetinin bir ABD stratejisi olduğunu da hatırlamakta fayda var.

İslam, sınıflar, uluslar, cinsiyetler üstü bir retorikle bütün ayrım çizgilerini silikleştiren bir karaktere sahiptir. Bu karakteri dolayısıyla İslam’ın etkisindeki kitlelerin İslam’ın gizlediği sınıf, cinsiyet, ulusal ve daha birçok çatışmanın farkına varması oldukça zorlaşmakta, bu da kapitalizmin varlığını daha rahat sürdürmesine, kapitalizmden kaynaklı krizlerin daha kolay yönetilmesine olanak tanımaktadır. Ek olarak şunu da belirtmek gerekir: Kürtlerde ulus bilincinin geç oluşmasının (tamamlanamamış olmasının) ve bugün Kürtlerin neredeyse yarısının ulusal refleks göstermiyor olmasının nedeni de İslam’dır.

Aynı şekilde, İslam’ın hakim olduğu ülkelerde kadın hareketinin, vejetaryen ve vegan hareketin, ekolojik hareketin, eşcinsel ve LGBT benzeri hareketlerin gelişmemiş ya da geç tarih sahnesine çıkmasının da İslam’ın yaratmış olduğu terörün yanı sıra, algı operasyonuyla da alakalı olduğunu kayıt düşmek gerekir.

Evet, son yarım yüz yılı boyunca kapitalizmin en güçlü enstrümanlarından biri de İslam’dır. İslam’ın egemen olduğu coğrafyalarda İslam geriletilmeden antikapitalist, anti otoriter ve anti ataerkil bir mücadele örgütlemek imkânsızı başarmak kadar zordur.

Not: Çok gerilere gitmeye gerek yok, yalnızca AKP iktidarları boyunca yaşanan altüst oluşlara ve birçok alandaki yapısal yıkıma bile bakılsa, İslam’ın yaratmış olduğu tahribat ve kapitalizme kazandırmış olduğu yeni refleks alanları pekâlâ görülebilir.