Düşmanın Dilini Kullanarak Ona Karşı Mücadele Edilemez

Bursa’da Kürtlere yönelik saldırı sonrası döndük dolaştık yine aynı nokta ay geldik: “Irkçılık…”

Daha önce de yazmıştım; Beyazların Siyahlara, Türklerin Suriyelilere, Avrupalıların kimi yabancılara karşı saldırılarını ırkçılık olarak değerlendirmek yanlıştır.

Mesela Avrupalılar, Amerika, Avustralya ve Afrika kıtalarını sömürgeleştirme savaşını başlattıklarında, “Beyaz ırkın üstün olduğu” fikrini ideolojik dayanak olarak kullanmıştılar ama onları bu kıtalara götüren bu değildi. Maksat, bu kıtaların zenginliklerine el koymak ve köle emeği elde etmekti.

Bunu açıktan söyleyemezdiler, bu durumda yapılacak en iyi şey, maksadı din ya da ırk üstünlüğüne dayandırmaktı. Bu durumda işgalciliğin adı, “Beyaz Adam vahşileri uygarlaştırıyor” oluyordu.

Irkçılık, “Beyaz ırkın üstünlüğü” argümanı ideolojik bir argümandı, siyaset değil; siyasetin maksadı sömürgecilikti.

Mesela bugün de Avrupa’da Araplara, Türklere, Kürtlere, Afrikalılara, Vietnamlılara yönelik saldırılar oluyor ve bunlar da “ırkçılık” ya da yabancı düşmanlığı olarak mütalaa ediliyor, yanlıştır.

Çünkü bu toplulukların hedef olarak seçilme nedenleri yabancı olmaları ya da deri rengi değil, yoksul ülkelerden geliyor olmalarıdır.

Eğer deri rengi esas alınsaydı, Vietnamlılar gibi Japonların da hedef alınması gerekirdi. Kürtler de aryan ailesindendir, bu durumda saldırıya uğramamaları gerekirdi. Bu saldırıların nedeni sınıfsaldır, zenginin fakire düşmanlığıdır; “ırkçılık” denilirse gerçek saklanmış olur, bu da devletin işine yarar.

Türkiye’de Suudiler, Katarlılar değil de onlar gibi Arap olan Suriyeliler saldırıya uğruyorsa bunun adı “ırkçılık” olabilir mi? Hayır, ırkçılık değil, yoksul olana, Türklerin alanını daraltana düşmanlıktır bu; dolayısıyla da sınıfsaldır.

Irkçılık, çoğu zaman oldukça sağlam duyulan bir sözcük olsa da siyasi aidiyetten yoksun, ideolojik ve siyasi aidiyetleri görünmez kılan bir kavramdır; az ya da çok herkeste, her toplumda mevcuttur.

İnsanların kısa boylu, kilolu, uzun burunlu, kambur, çarpık bacaklı olmalarından tutun da soy isimlerine, memleketlerine kadar ırkçılığa maruz kaldıkları bir dünyada yaşıyoruz.

Saldırganın dili, argümanları ırkçı olabilir ama saldırıyı bunlara göre değil, asıl maksadına uygun tanımlamak lazım. Nedir bu? Bir tarafın diğer taraf üzerinde hegemonya kurmak istemesidir. Bir tarafın diğer tarafın alanını daraltarak kendi alanını, iktidarını tahkim etmek istemesidir.

Kürtlere yönelik saldırılara gelecek olursak; bunun adı ırkçılık değil, Türkçülüktür, Kürt düşmanlığıdır. Saldırgan Türkler, “Bakın burada Türk olmayan, bize benzemeyen birileri var, gelin onları linç edelim” demiyorlar, öyle olsa Almanlara, Japonlara, Çinlilere, Ruslara saldırırlar, zira dış görünüşleri nedeniyle onların Türklere benzemedikleri daha açıktır.

Saldırganlar da çoğumuz gibi şu ya da bu oranda ırkçıdırlar lakin saldırılarının nedeni “ırkçılık’ değildir. Kürtler, Türk olmadıklarından dolayı değil, ulus olma refleksi gösterdikleri, Türklüğün hegemonyasını tehdit ettikleri için saldırıya uğruyorlar.

Mesela AKP’li birçok milletvekili, televizyon ekranlarında, miting alanlarında “Ben aslen Kürdüm” diyor ama hiç kimse onu linç etmeye kalkışmıyor, bilakis alkış bile alıyor. İbrahim Tatlıses de Kürt olduğunu saklamıyor ama onu Kürtlerden çok Türkler seviyor. Çünkü hemen arkasından şunu diyor: “Ama ben Türk milletinin bir parçasıyım, vatanın ve milletin bölünmezliğinden yanayım!”

Urfaspor, Siirtspor, Batman Petrolspor, Vanspor da Kürdistan şehirlerinin futbol takımlarıdır ama Amedspor a yönelik saldırılar bu futbol kulüplerine yapılmıyor çünkü bu kulüplerin ve seyircilerinin Kürdistani refleksleri yoktur. Demek ki sorun Kürt olmak ya da bir kentinden gelmek değil, Kürdistani reflekse sahip olmaktır.

Amedspor, futbolcuları ve taraftarlarıyla Kürdistani refleksle sahip olduğu için saldırıya uğruyor, dolayısıyla da saldırıların motivasyonu da ırkçılık değil, sömürgeciliktir. Dolayısıyla da ona yönelik saldırıları anti-sömürgeci bir yerden mütalaa etmek, bunun üzerinden bir tutum örgütlemek yerine, “Irkçılığa, faşizme karşı halkların kardeşliği, demokrasi“ çağrısı yapmak, sömürgeci devletin temellerini sağlamlaştırmaktan, Kürtlerde anti-sömürgeci bir bilincin oluşmasını sabote etmekten başka bir işe yaramayacaktır.