Levon Ekmekçiyan’ın Anısına

Levon Ekmekçiyan, Ermeni soykırımından kurtulan bir ailenin çocuğudur, Lübnan’da büyür. Soykırımın dinmeyen yaralarıyla büyür. Yaraya katlanabilmenin yolunun, yaraya sebep olanı yok etmekten geçtiğini bilerek büyür. Erken yaşta mücadeleye, ASALA’ya katılır.

Tarih 7 Ağustos 1982, Ankara Esenboğa Havalimanı’nda silah sesleri duyulur, hedefte olan, Türk Başbakanı Bülent Ulusoy’dur. Eylemciler, Levon Ekmekçiyan ve Zohrab Sarkisyan’dır.

Eylem başarısız olur ve devlet güçleri katliam için harekete geçerler. Bu sırada Sarkisyan, salonda bulunan yolculara şöyle seslenir:

“Biz, Ermenistan’ın kurtuluşu için savaşan ASALA üyeleriyiz, hedefimiz devlettir. Bu topraklarda yaşayan milletlere karşı bir düşmanlığımız yoktur. Devlet saldırıya geçince kendi vatandaşı olan sizlere de acımadan kıyacaktır, herkes burayı terk etsin.”

“Levon Ekmekçiyan’ın Anısına” yazısını okumaya devam edin

Murathan Mungan’ın Son Kitabı Üzerine

Mungan, 995 km adını verdiği kitabı “polisiye bir roman” olarak tanıtmıştı, daha doğrusu 90’lı yılları, bu yıllarda “faili meçhul” cinayetleri, devlet-mafya-tarikat ilişkisini polisiye tarzında anlatmak; bir yanıyla da Musa Anter’e olan vefa borcunu ödemek istemiş, kendi beyanı böyleydi.

Kitabı alelacele temin edip okumaya başladım; okudukça bendeki gerilim de arttı. Polisiye bir roman okumanın ya da yazarın anlattığı sarmal ilişkilerin yarattığı bir gerilim değildi bu.

O an’ı bekliyordum: Bugüne kadar yazılmayan, okuyucuyu bir anda görünmeyende saklı gerçekle karşılaştıracak sırrın ne zaman, hangi kavşakta karşıma çıkacağını merak ediyordum.

“Murathan Mungan’ın Son Kitabı Üzerine” yazısını okumaya devam edin

Ölüm Yılında Lenin’i Anmak

Her yıl olduğu gibi bu yıl da “Lenin’i saygıyla anıyoruz” mesajları yayımlanıyor

Lenin’i Lenin yapan fikirlerin karşında olup, bu fikirleri rezil rüsva edip, sonra da onu saygıyla anlamak nasıl izah edilebilir?

Mesela sömürgeci ve kapitalist bir devlet olan TC’nin 100 yılın kutlayan partilerin (TKP, TİP, Sol Parti vb.), ölüm yıldönümünde Lenin’i saygıya anmaları izah edilebilir mi?

Misakı Millici, yurtsever olup, ardından da Lenin’i anmak, ona karşı yapılabilecek en ağır hakaretlerin başında gelir; zira Lenin’i çağdaşlarından ve ardıllarından ayıran en önemli yanlarından biri de yurtseverlik karşındaki tutumu idi.

“Ölüm Yılında Lenin’i Anmak” yazısını okumaya devam edin

Fransa’daki İsyanın Siyasal-Toplumsal Anatomisi Üzerine

Havanın kararmasıyla sokağa çıkıp, geceleri banliyölerde arabaları, çöpleri, marketleri ve resmi binaları ateşe veren bu insanlar kimdir? Sahi, kimdir gecenin karanlığı ile örtünen bu insanlar?

1950’li yıllar itibariyle, Fransa’nın Kuzey ve Batı Afrika’daki sömürgelerini kaybetmesiyle birlikte, on yıllarca sömürdüğü bu ülkelerin yurttaşları da Fransa’ya göç etmeye başladı. Fransa’ya göç edenlerin bir kısmını, kendi yurtlarında Fransa adına savaşmış ‘Kılıç artığı’ diye adlandıran insanlar oluşturuyordu.

Fransa sömürgelerini kaybettikçe, Fransa’ya göç edenlerin sayısı da arttı; zira Fransa, sömürgesi olan ülkeleri tamamen talan etmiş, zenginlikleri kendi ülkesine taşımıştı. Fransa’ya göç kaçınılmazdı.

“Fransa’daki İsyanın Siyasal-Toplumsal Anatomisi Üzerine” yazısını okumaya devam edin

Nedeni Korku Değil, Ütopyanın Tasfiyesidir…

Sınır tanımayan devlet terörü, açlık sınırının altında yaşayan milyonca yoksul, çalınan bir sirenle üniversiteleri kapatılan, kaldıkları yurtlardan atılan milyonlarca öğrenci, çalışanların vergileriyle kurulan fabrikaların ve kamuya ait arazilerin satılarak paraların zimmete geçirilmesi, bir gecede kasası boşaltılan kamu bankaları ve hâlâ nüfusun yaklaşık yarısı tarafından kabul gören bir iktidar.

Üstüne bir de deprem geldi; lakin şöyle böyle değil. Yüz binden fazla ölü, evsiz ve yurtsuz kalan milyonlarca insan ve yıkılmış kentler. Üstelik bütün bunların nedeni de deprem değil, devletin ve iktidarın imar politikası

“Nedeni Korku Değil, Ütopyanın Tasfiyesidir…” yazısını okumaya devam edin

Derin Devletsiz Masa Kurulamaz

Altılı Masa’nın kaderinin derin devlet tarafından belirleneceği en başından belliydi, bunu bilmeyenlerin siyaset yapmaya kalkışmaları siyasi cinayettir.

“Demokrasi, barış, kardeşlik, ülke insanına yaraşır bir yaşam” benzeri gayri siyasi argümanlarla siyaset yaptığını sanan kimi eş başkanlar, parti başkanlar siyasi cahil ve suçludurlar.

Aynı şahıslar, 7 Haziran 2015 seçimlerinde de insanları, “8 Haziran sabahı bambaşka bir ülkede uyanacağız” sözleriyle peşlerine takarak felakete sürüklemiştiler.

“Derin Devletsiz Masa Kurulamaz” yazısını okumaya devam edin

Sosyalistler ve Seçimde İttifak ya da Dışarıdan Destek Sorunu Üzerine Notlar…

“Burjuva seçimleri bizi ilgilendirmez, yaşasın boykot” demek ilk bakışta devrimci gelebilir ama bir tutumun devrimci olması, devrimci siyasetin de örgütlendiği anlamına gelmez.

Çoğu zaman bu, siyaset dışı kalmak anlamına da gelebilir. Boykot, devrimci durumun olduğu, dengelerin devrimci güçlerden, işçi sınıfından yana olduğu, en azından taraflar açısından ortada olduğu koşularda veyahut da hiçbir biçimde açık siyaset yapma koşullarının olmadığı durumlarda doğrudur. Kaldı ki bir tutumun devrimci olup olmadığının ölçüsü de seçime katılmak ya da boykot değil, savunulan seçim programıdır.

“Sosyalistler ve Seçimde İttifak ya da Dışarıdan Destek Sorunu Üzerine Notlar…” yazısını okumaya devam edin

Yüzyıllık Çeteler Savaşı

TC’nin kuruluş olan 1923’ü esas alacak olursak, aradan geçen yüz yıl zarfında ortaya çıkan çatışmaların neredeyse tamamı, uluslararası bağlantıları, boyutu da olan devlet içi çetelerin savaşıdır.

Bunların ilki, devletin kuruluş aşamasında ittihatçı kadrolar arasında olur. Mustafa Kemal, kendisine karşı suikast bile tertip ederek rakiplerine kumpas kurar ve çoğunu etkisiz kılar.

“Yüzyıllık Çeteler Savaşı” yazısını okumaya devam edin

HDP Türk Solu’dur

Yazının başlığı irrite edebilir, o kısma takılmadan konuşmaya çalışalım. Yıllardır “Türk Solu” ifadesinin kullanılma nedeni, onun Türkiye eksenli düşünüş tarzı ve Misak- ı Millici olmasıydı. Türk Solu, devrim meselesine de ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı meselesine de buradan bakıyordu. Hâlâ da öyledir.

“HDP Türk Solu’dur” yazısını okumaya devam edin

Seçimler ve Azınlık-Çoğunluk İlkesi

Bilindiği gibi ülke ve belediye yönetiminde iktidar ve seçmeni “temsil edecek” milletvekilleri, Belediye başkanları kullanılan oylarla belirlenir, çoğunluğun oylarını alan parti ya da aday yönetme yetkisi alır.

Yeryüzünde denenmiş ve en adil, meşru yöntem olarak kabul gören bu sitem, esasında gayri meşru olanı, üstelik de karşıtları, kurbanları üzerinden meşru kılan hilebaz bir ahlakın ürünüdür.

“Demokrasi” olarak da adlandırılan bu yöntemin ilk uyguladığı yer, Antik Yunan’dır, tarihi ise 2500 yıl öncesine dayanır.

“Seçimler ve Azınlık-Çoğunluk İlkesi” yazısını okumaya devam edin