Sosyalistler ve Seçimde İttifak ya da Dışarıdan Destek Sorunu Üzerine Notlar…

“Burjuva seçimleri bizi ilgilendirmez, yaşasın boykot” demek ilk bakışta devrimci gelebilir ama bir tutumun devrimci olması, devrimci siyasetin de örgütlendiği anlamına gelmez.

Çoğu zaman bu, siyaset dışı kalmak anlamına da gelebilir. Boykot, devrimci durumun olduğu, dengelerin devrimci güçlerden, işçi sınıfından yana olduğu, en azından taraflar açısından ortada olduğu koşularda veyahut da hiçbir biçimde açık siyaset yapma koşullarının olmadığı durumlarda doğrudur. Kaldı ki bir tutumun devrimci olup olmadığının ölçüsü de seçime katılmak ya da boykot değil, savunulan seçim programıdır.

“Sosyalistler ve Seçimde İttifak ya da Dışarıdan Destek Sorunu Üzerine Notlar…” yazısını okumaya devam edin

Düşmanın Dilini Kullanarak Ona Karşı Mücadele Edilemez

Bursa’da Kürtlere yönelik saldırı sonrası döndük dolaştık yine aynı nokta ay geldik: “Irkçılık…”

Daha önce de yazmıştım; Beyazların Siyahlara, Türklerin Suriyelilere, Avrupalıların kimi yabancılara karşı saldırılarını ırkçılık olarak değerlendirmek yanlıştır.

Mesela Avrupalılar, Amerika, Avustralya ve Afrika kıtalarını sömürgeleştirme savaşını başlattıklarında, “Beyaz ırkın üstün olduğu” fikrini ideolojik dayanak olarak kullanmıştılar ama onları bu kıtalara götüren bu değildi. Maksat, bu kıtaların zenginliklerine el koymak ve köle emeği elde etmekti.

“Düşmanın Dilini Kullanarak Ona Karşı Mücadele Edilemez” yazısını okumaya devam edin

Kürdistan’da Eğitim Dili, Türkiye’de Seçmeli Ders

Eylül 2012’de yayımlanan yönetmelikle, “Türkiye’de yaşayan dil ve lehçeler” adı altında Kürtçe de seçmeli ders olarak Milli Eğitim Bakanlığının müfredatında yer aldı. Müfredatta, mecburi Türkçe eğitiminin 5, 6, 7 ve 8’inci sınıflarında, yeterli sayıya ulaşılması halinde haftada 2 saat Kürtçe (Kurmancî, Kirmanckî) ders alınabilecekti. Seçmeli Kürtçe dersi MEB’in müfredatında olmasına rağmen uygulanmıyor.

“Kürdistan’da Eğitim Dili, Türkiye’de Seçmeli Ders” yazısını okumaya devam edin

“0 Kilometre” Olmanın Hikâyesi

Erkek kültüründen ve onun yarattığı “bekâret” olayından söz ediyorum. Bakirelik, bugün de dünyadaki çoğu kültürde kadını “değerli” kılan en önemli ölçütlerden biridir.

Bunun da ölçüsü, “kızlık zarı”nın varlığıdır. Oysa “Kızlık zarı”nın bekâretle alakası yoktur.

“Kızlık zarı” (hymen), vajinanın 1-2 cm iç kısmında yer alan, rahim içerisine mikropların girişini engelleyerek enfeksiyonu önleyen bir fonksiyona sahiptir.

““0 Kilometre” Olmanın Hikâyesi” yazısını okumaya devam edin

Yüzyıllık Çeteler Savaşı

TC’nin kuruluş olan 1923’ü esas alacak olursak, aradan geçen yüz yıl zarfında ortaya çıkan çatışmaların neredeyse tamamı, uluslararası bağlantıları, boyutu da olan devlet içi çetelerin savaşıdır.

Bunların ilki, devletin kuruluş aşamasında ittihatçı kadrolar arasında olur. Mustafa Kemal, kendisine karşı suikast bile tertip ederek rakiplerine kumpas kurar ve çoğunu etkisiz kılar.

“Yüzyıllık Çeteler Savaşı” yazısını okumaya devam edin

HDP Türk Solu’dur

Yazının başlığı irrite edebilir, o kısma takılmadan konuşmaya çalışalım. Yıllardır “Türk Solu” ifadesinin kullanılma nedeni, onun Türkiye eksenli düşünüş tarzı ve Misak- ı Millici olmasıydı. Türk Solu, devrim meselesine de ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı meselesine de buradan bakıyordu. Hâlâ da öyledir.

“HDP Türk Solu’dur” yazısını okumaya devam edin

Fikrîye Hanım Öldürüldü mü?

Fikrîye, Mustafa Kemal’in “gayri resmi eşi” ve Çankaya Köşkü’nün “gayri resmi”  ilk hanımefendisi.

Mustafa Kemal ile Fikrîye Hanım ilişkisi 1920 yılının ortalarında başlar. Birlikte Çankaya Köşkü’nde yaşamaya başlarlar. İmam nikâhı yaparlar, zira o tarihte geçerli olan hâlâ budur.

Atatürk’ün çocukluk arkadaşı, sonraki yıllarda onun Yâveri (kara kutusu) da olan Salih Bozok, “İmam Nikâhı olmadı” dese de bu bilginin itibar edilecek bir yanı yoktur.

“Fikrîye Hanım Öldürüldü mü?” yazısını okumaya devam edin

Gülistan Doku Cinayetinin Bininci Günü Vesilesiyle…

Gülistan Doku, Kürdistanlıdır, muhtemelen de yoksul bir ailesi var, aksi olsaydı üniversite için gideceği yer Dersim olmazdı. Anti-sömürgeci bilinçten yoksun birçok Kürt genci gibi onun da şehirli olmak, şehirli gibi yaşamak (ki bunun karşılığı zengin olmaktır) gibi hayalleri vardı.

Özellikle yoksul Kürtlerde bu ciddi bir sorundur; öyle ki İstanbul’da yaşayan 10 yaşındaki bir Kürt çocuğu, “Annemin arkadaşlarımın yanında Kürtçe konuşmasını istemiyorum çünkü yoksul olduğumuz anlaşılıyor” diyebiliyor.

“Gülistan Doku Cinayetinin Bininci Günü Vesilesiyle…” yazısını okumaya devam edin

Hafıza

Yıl 1917, henüz Ekim Devrimi yapılmamıştı, devrim de karşı devrim de olasılık dahilindedir. Rusya’nın St. Petersburg kentinde kadın işçilerin direnişi başlar. Talep edilen devrim değil, eşitlikti, erkekler kadar köle ve efendi olmaktı.

Kadınların eşitlik mücadelesi kısa sürede Ekim Devrimi’ne yol açan yangına yol açacaktı. Bunu ne devrimin liderliğini yapan Bolşevikler ne de mücadele eden kadın işçiler öngörememişlerdi.

Doğanın iç döngüsünde ve toplumsal olaylar da diyalektik tam da böyle işler; şairin dediği gibi: “… kimi zaman bir tek balık yaratır çırpıntısını bir okyanusun.”

“Hafıza” yazısını okumaya devam edin

Seçimler ve Azınlık-Çoğunluk İlkesi

Bilindiği gibi ülke ve belediye yönetiminde iktidar ve seçmeni “temsil edecek” milletvekilleri, Belediye başkanları kullanılan oylarla belirlenir, çoğunluğun oylarını alan parti ya da aday yönetme yetkisi alır.

Yeryüzünde denenmiş ve en adil, meşru yöntem olarak kabul gören bu sitem, esasında gayri meşru olanı, üstelik de karşıtları, kurbanları üzerinden meşru kılan hilebaz bir ahlakın ürünüdür.

“Demokrasi” olarak da adlandırılan bu yöntemin ilk uyguladığı yer, Antik Yunan’dır, tarihi ise 2500 yıl öncesine dayanır.

“Seçimler ve Azınlık-Çoğunluk İlkesi” yazısını okumaya devam edin