Sen neymiş be Nazım

“Bu dünyadan Nâzım geçti. Bu güzel adam komünistti. Sevinmeliyiz, kıvanmalıyız, yücelmeliyiz ki böyle bir ağabeyimiz oldu. O ne büyük şair! O ne paylaşmacı bir kişilik! O ne cömert bir yürek! O ne cesaret, çalışkanlık, umut ve iyimserlik! O nasıl bir insan! Nâzım, kendi deyişiyle “sol memenin altındaki cevahir”le, yani yüreğiyle ve 20. yüzyılın gördüğü en büyük dehalardan birini yaratan aklıyla bir devdi. Birbirinden ayrılamayacak olan şairliği, komünistliği, insanlığı ve üreticiliği idi Nâzım’ı tarihe bırakan. Biz de onun yasını tutmayalım, onu, layık olduğu biçimde coşkuyla analım. İyi ki oldun, Nâzım!”

“Sen neymiş be Nazım” yazısını okumaya devam edin

Aklın Cinsiyeti

Aklın sınıfsal bir karakteri olduğu gibi, cinsiyeti, cinsiyetçi bir karakteri de mevcuttur ve esas olan da budur.

İnsan, akıl özelliği olan bir varlık olarak doğar ama oluşmuş bir akla sahip değildir, aklın henüz bir karakteri yoktur; tıpkı cinsiyet kimliği gibi o da sonradan oluşur. İnsanın aklı, içinde bulunduğu koşullara egemen olan değerlere göre oluşur, biçim alır. Kimsenin kolayca, “bu benim aklımdır” diyebileceği bir aklı yoktur. İnsanın kendi aklını oluşturabilmesi için evvela bunu kabul etmesi gerekir.

“Aklın Cinsiyeti” yazısını okumaya devam edin

2022 Newrozunun Öğrettiği

Öcalan’ın İmralı’da Türk devleti adına Kürtlerle pazarlık yaptığı yıllarda gerek HDP gerekse de Kandil tarafından ifade edilen şuydu: “Biz, devletin pazarlık yapabileceği, konuşabileceği en son kuşağız, bizden sonra gelecek kuşak ile pazarlık da yapılamayacak.

Kürdistan kentlerinde yapılan 2022 Newroz gösterilerinde ortaya çıkan tablo, bu öngörünün doğruluğunu ispat etmiş gözüküyor.

“2022 Newrozunun Öğrettiği” yazısını okumaya devam edin

İşgale Karşı Çıkmakla Ülkeyi Savunmak Aynı Şey Değil!

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, en başından koşulsuz reddedilmesi gereken bir husustur, karşı çıkılmalıdır. Lakin buradan hareketle Rusya karşında Ukrayna devletinin kazanmasını istemek, bunun için çaba harcamak, sosyalistler tarafından savunulamaz.

İki kapitalist devletin ve bunlarla çıkar ortaklığı olan kapitalist devletlerin çıkar savaşında taraf olunamaz. Bu tür durumlarda taraf olmak, siyaseten bertaraf olmaktır.

“İşgale Karşı Çıkmakla Ülkeyi Savunmak Aynı Şey Değil!” yazısını okumaya devam edin

YA SÜREKLİ DEVRİM YA KARŞI DEVRİM!

Doğada olduğu gibi toplum ya da insan yaşamında da kural, sürekliliktir. Hiçbir şey sabitlenemez, hiçbir şey aynı kalmaz. Ya sürekli kendini yeniler, aşar ya da yerini karşı devrime bırakır. Burada karşı devrimden kastım, yıkımdır. Buradan hareketle Rusya ve Çin üzerine söz almak istiyorum. Her iki ülke de gerek nüfus yoğunlukları gerek kontrol ettikleri coğrafyanın büyüklüğü gerekse de doğal zenginlikleri bakımından dünyanın gidişatını değiştirebilecek potansiyele sahiptirler. Bu hep böyleydi, şimdi daha fazla böyledir.

“YA SÜREKLİ DEVRİM YA KARŞI DEVRİM!” yazısını okumaya devam edin

Beyaz Olan Maske mi Yoksa Deri mi?

Fanon, siyah derililerin (sömürge topluluğun) düşmanına benzeme çabasını, “Siyah Deri Beyaz Maske” olarak betimlemiş, yazdığı kitaba da bu adı vermiştir. Kitabın kısa özeti şudur: “Beyaz’a benzemek, onun gibi olmak istiyor siyah insan. Bir tek yol, bir tek kader var siyah insanın önünde: Beyaz olmak.

“Beyaz Olan Maske mi Yoksa Deri mi?” yazısını okumaya devam edin

8 Mart’ın Anlamı

Kimilerince kutlanma, kimilerince anılma, kimilerince ise mücadeleyi yükseltmeye günü olarak kabul edilen 8 Mart, esasen işçi kadınların “eşit kölelik” ve daha iyi koşullarda kölelik” hakkı için mücadelenin sonucu olarak doğmuştur.
Bu da ezilenlerin, sömürülenlerin mücadelelerinin doğasına uygundur zira ezilen veyahut da sömürülen bir topluluğun ilk mücadelesi mutlak eşitlik ve özgürlük maksatlı değil, kendisini ezen kadar eşit ya da daha iyi koşullarda sömürülmek maksatlı olur.
1857 yılında New York’da, tekstil sektöründe çalışan 40 bin kadın işçinin daha iyi ücret ve çalışma koşulları maksatlı direnişi, ikili bir karaktere sahipti. Bunlarda biri, erkek işçilerle eşit kölelik, diğeri ise daha iyi koşullarda sömürülme hakkı idi. Zira kadın işçiler, erkek işçilere nazaran daha kötü koşullarda ve düşük ücretle çalıştırılmaktaydı.
Bu bakımdan, 1857’deki kadın işçilerin direnişi hem sınıfsal hem de dar anlamda feminist bir perspektife sahipti. 129 kadın işçinin yaşamını yitirdi bu direniş, bir yanıyla da kadınn İşçilerin 1 Mayıs’ı idi.
1857 yılında New York’da başlayan direniş, zamanla bütün dünyaya yayıldı ve gerek işçi sınıfının gerekse de feminist hareketin şekillenmesinde, karakter almasında etkili oldu.
Tabii ki 8 Mart ile ilgili birçok tez, hipotez ileri sürülebilir, niyetinde tarih devam ediyor, mücadele de; bu demek oluyor ki tartışma da devam edecek. 
Lakin tartışmaya açık olmayan şudur: 8 Mart, “Bayram” olmadığı gibi “Kadınlar Günü” de değildir. 8 Mart, cinsiyetçiliğe ve sınıf sömürüsüne karşı mücadele günüdür.

Demokrasi Ne Değildir?

Demokrasi, özgürlük demek değildir. Demokrasi, eşitlik değildir. Demokrasi, herkes için eşit adalet değildir. Demokrasi; eşit söz söyleme hakkı, eşit imkân, eşit örgütlenme imkânı, eşit temsil değildir. Nedense demokrasi denildiğinde genellikle bunlar akla gelir. Bunlar yok ise demokrasi de yok ya da eksik bilinir. Zira demokrasi kavramı bunlarla özdeş sayılır.

“Demokrasi Ne Değildir?” yazısını okumaya devam edin