Fanon, siyah derililerin (sömürge topluluğun) düşmanına benzeme çabasını, “Siyah Deri Beyaz Maske” olarak betimlemiş, yazdığı kitaba da bu adı vermiştir. Kitabın kısa özeti şudur: “Beyaz’a benzemek, onun gibi olmak istiyor siyah insan. Bir tek yol, bir tek kader var siyah insanın önünde: Beyaz olmak.
Kimilerince kutlanma, kimilerince anılma, kimilerince ise mücadeleyi yükseltmeye günü olarak kabul edilen 8 Mart, esasen işçi kadınların “eşit kölelik” ve daha iyi koşullarda kölelik” hakkı için mücadelenin sonucu olarak doğmuştur. Bu da ezilenlerin, sömürülenlerin mücadelelerinin doğasına uygundur zira ezilen veyahut da sömürülen bir topluluğun ilk mücadelesi mutlak eşitlik ve özgürlük maksatlı değil, kendisini ezen kadar eşit ya da daha iyi koşullarda sömürülmek maksatlı olur. 1857 yılında New York’da, tekstil sektöründe çalışan 40 bin kadın işçinin daha iyi ücret ve çalışma koşulları maksatlı direnişi, ikili bir karaktere sahipti. Bunlarda biri, erkek işçilerle eşit kölelik, diğeri ise daha iyi koşullarda sömürülme hakkı idi. Zira kadın işçiler, erkek işçilere nazaran daha kötü koşullarda ve düşük ücretle çalıştırılmaktaydı. Bu bakımdan, 1857’deki kadın işçilerin direnişi hem sınıfsal hem de dar anlamda feminist bir perspektife sahipti. 129 kadın işçinin yaşamını yitirdi bu direniş, bir yanıyla da kadınn İşçilerin 1 Mayıs’ı idi. 1857 yılında New York’da başlayan direniş, zamanla bütün dünyaya yayıldı ve gerek işçi sınıfının gerekse de feminist hareketin şekillenmesinde, karakter almasında etkili oldu. Tabii ki 8 Mart ile ilgili birçok tez, hipotez ileri sürülebilir, niyetinde tarih devam ediyor, mücadele de; bu demek oluyor ki tartışma da devam edecek. Lakin tartışmaya açık olmayan şudur: 8 Mart, “Bayram” olmadığı gibi “Kadınlar Günü” de değildir. 8 Mart, cinsiyetçiliğe ve sınıf sömürüsüne karşı mücadele günüdür.
Demokrasi, özgürlük demek değildir. Demokrasi, eşitlik değildir. Demokrasi, herkes için eşit adalet değildir. Demokrasi; eşit söz söyleme hakkı, eşit imkân, eşit örgütlenme imkânı, eşit temsil değildir. Nedense demokrasi denildiğinde genellikle bunlar akla gelir. Bunlar yok ise demokrasi de yok ya da eksik bilinir. Zira demokrasi kavramı bunlarla özdeş sayılır.
Rivayet olunur ki Roma İmparatoru II. Claudius savaşa gönderecek asker bulmakta zorlanmaya başlar. Çünkü hiç kimse eşini ve sevgilisini geride bırakıp savaşa gitmek istemezmiş.
İslam, kapitalizmin son yüz yılda kullandığı en güçlü enstrümanlardan biridir. Kapitalizm, gerek kendi eliyle örgütlediği gerekse de kapitalizme (aslında Hristiyan Batı’ya) tepki olarak vücut bulan İslami hareketleri kullanarak, özellikle İslam dininin hâkim olduğu bölgelerde, sürekli ama kontrol edilebilir savaşlar/krizler örgütlemiş, bu savaşları bahane ederek bu bölgelerdeki varlığını (işgalini) meşru kılmıştır. Bu durum bugün de devam etmektedir.
Ulus da tıpkı aile gibi, önce kendi çıkarlarını düşünür. Bunun gündelik hayattaki karşılığı da, başka ulusların aleyhine olacak biçimde düşünmek ve davranmaktır. Beğensek de beğenmesek de ulus budur. Kürtler dışında bunun aksini iddia eden hiçbir ulus yoktur.
Ağır ekonomik kriz, işçi sınıfının en güvencesiz ve zayıf halkasını oluşturan kesiminin ağır geçim sıkıntısıyla baş başa kalmasına, bu da peş peşe işçi direnişlerinin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Tabii ki heyecan veren bir durum bu zira uzun zaman sonra ilk kez “Laik – İslamcı” veyahut da “Cumhur İttifakı – Millet İttifakı” çekişmesinin dışına çıkılmış ve sınıflar, sınıflar çatışması denilen bir olgunun hala var olduğuna dikkat çekilmiştir.
Modern tıbbın kurucusu Mısırlı İmhotep’dir. Yunanlı Hipokrat’tan 2 bin küsur sene önce yaşamıştır. Lakin İmhotek’in kurucusu olduğu tıp, önce Yunan uygarlığının, oradan da bugünkü Batı uygarlığının zimmetine geçirilmiştir. Batı kendi tarihsel köklerini Yunan uygarlığına dayandırdığından dolayı, Antik Yunan’a mal olmuş olanı kendi hanesine yazmakta bir mahsur görmemektedir.
Ulus da tıpkı aile gibi, önce kendi çıkarlarını düşünür. Bunun gündelik hayattaki karşılığı da, başka ulusların aleyhine olacak biçimde düşünmek ve davranmaktır. Beğensek de beğenmesek de ulus budur. Kürtler dışında bunun aksini iddia eden hiçbir ulus yoktur.
Richard Bach, Martı Jonathan’da insanı, insanın acizliğini, onun mevcut varlığını, bugününü, geleceğini, hayal gücünü kontrol eden bağımlılıklarını, korkularını anlatır. “Martılar ve İnsanlar” yazısını okumaya devam edin →