Göçmenlik olgusu üzerine notlar…

Göç ve göçmenlik olgusu son yıllarda çok konuşulur oldu, belli ki bundan sonra da çok konuşulacak. Göçün engellenmesi, NATO’nun son 30 yıldır yaptığı tatbikat planlarda yer almaktadır, boşuna değil bu.

1989 yılında Doğu Bloku’nun çökmesiyle artık hiçbir şeyi eskisi gibi olmayacağı, vahşi kapitalizmin bütün maskelerini soyunarak, yüzünü saklamadan tarih sahnesinde boy göstereceği anlaşılmıştı. Bunun anlamı şuydu: Bitmek bilmeyen bölgesel savaşlar, daha ağır sömürü, kitlesel açlık, kıtlık, örgütlenmiş çevre felaketleri, Corona benzeri kitlesel kıyım salgınları ve göç. Pek savunulacak bir yanı olmasa da beğenmesek de Sovyetler Birliği’nin varlığı kapitalizmi dizginleyen, onun açıktan vahşet üretmesine engel olan bir etkiye sahipti.

Sovyetler Birliği’nin dağılması, Çin’in kapitalist pazara yeni fırsatlar sunması, kapitalizmin fabrika ayarlarına, 18-19. Yüzyıl değerlerine dönmesinin önünü açtı.

20. Yüzyıla damgasını vuran demokratik değerler, iş güvenliği, sendikal örgütlenme, uluslararası hukukun askıya alınarak bunun yerine güçlü olanın kuralları koyduğu bir siyaset ikame edildi.

“Göçmenlik olgusu üzerine notlar…” yazısını okumaya devam edin →

Sınıf mücadelesi değil, işçilerin mücadelesi

Ağır ekonomik kriz, işçi sınıfının en güvencesiz ve zayıf halkasını oluşturan kesiminin ağır geçim sıkıntısıyla baş başa kalmasına, bu da peş peşe işçi direnişlerinin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Tabii ki heyecan veren bir durum bu zira uzun zaman sonra ilk kez “Laik – İslamcı” veyahut da “Cumhur İttifakı – Millet İttifakı” çekişmesinin dışına çıkılmış ve sınıflar, sınıflar çatışması denilen bir olgunun hala var olduğuna dikkat çekilmiştir.

“Sınıf mücadelesi değil, işçilerin mücadelesi” yazısını okumaya devam edin →