Berlin eyalet seçimleri üzerine çok şey yazıldı: Kimileri, “Çerkes babanın kızı Elif Eralp Almanya’yı salladı” diye yazdı. Kimileri, “Türk kızı Elif tarih yazdı” başlığıyla haber yaptı. Kimleri, “Sendikacı, sosyalist anne babanın kızı Elif’in zaferi” dedi. Elif “Alevi mi, Sünni mi?” tartışmaları yaptı. Bunların hepsi gayri siyasi yorumlardı, bunlara bakarak neyin ne olup olmadığını anlayamayız.
Peki, Sol Parti’nin Berlin’de oyların %25,7’sini almasını nasıl okumak lazım? Bunu bir tek cümleyle şöyle ifade etmek mümkün: Kapitalizmin yapısal krizini de aşan bir kriz.
Bu tür kriz dönemlerinde, insanların kaygılarının arttığı ve merkez siyasetin artık çözüm üretemedi koşullarda merkez dışı arayış başlar; burada da akla sosyal demokrasinin solu ve merkez sağın sağı gelir.
Almanya’da merkez sağ, CDU’dur, Merkez sol ise SPD. Mesela 1980’li yıllarda iki partinin de oyları %40 civarındadır.
Bu durum 90’lı yıllarda da devam ediyor. 2000’li yıllarda merkez partiler yavaş yavaş oy kaybetmeye başlıyorlar.
2019 sonrası hızlı bir irtifa kaybı gözlemleniyor. Corona, ardından Rusya-Ukrayna Savaşı, İran-ABD-İsrail savaşı derken kriz büyüdükçe merkez partiler erimeye başlıyor.
Kitleler sosyal demokrasinin solunda ve merkez sağın sağında arayışa giriyor.
Almanya’da faşist parti AfD ile sosyal demokrasi ile sosyalist programın harmanlanmış hali olan bir çizgide duran Die Linke (Sol Parti) yükselişe geçiyor.
Tarihte de böyle olmuştur: Kapitalizmin alışılmış krizini aşan bir kriz varsa, burada faşist parti ve sosyal demokrasinin solunda duran ya da devrimci parti güçlenir.
İkinci Dünya Savaşı’ndan galip ayrılan Sovyetler Birliği’nin yaratmış olduğu ektiyi kırmak, Batı işçi sınıfını kapitalist sistemin çeperinde tutabilmek için inşa edilen “refah toplumu, sosyal devlet” stratejisi son bulmuş, kapitalizm fabrika ayarlarına geri dönmüş, bu da Batılı ülkelerde şiddetli çatışmaların, bölünmelerin ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Bunun neticesinde de “aşırı sağ” olarak tanımlanan faşist hareketin ve ona cepheden savaş açan solun solunun (Sol Parti’nin) güçlü olarak siyaset sahnesine çıkmasına neden olmuştur.
Tarihte bunun örnekler çoktur ama öncekilerden farklı olarak, faşist partiyi destekleyenler yoksullar, işsizler, işçiler iken, Sol Parti’nin seçmen çoğunluğunu orta sınıf oluşturmaktadır.
Peki, bundan sonra olacak olan nedir? Almanya’da faşist bir partinin iktidar olma olasılığı kısa vadede mümkün değil. Buna engel olacak olan Sol Parti ya da sendikalar, sosyalistler, anarşistler değil, Avrupa burjuvazisidir. Zira Avrupa’nın ABD, Japonya ve Çin karşısında durabilmesinin güvencesi Avrupa Birliği’dir.
Faşist partiler ise Avrupa Birliği karşıtı bir pozisyona sahiptir. Bu da demek oluyor ki AB’den vazgeçilmediği sürece Almanya ve Fransa gibi ülkelerde faşist iktidarlara yol verilmeyecektir.
Günün birinde bu da mümkün tabii ki ama şimdi değil.
Peki, Sol Parti üzerinden yakalanan sol, sosyalist dalyanın etkisi ne olabilir? Sol Parti’nin Berlin ve Almanya genelinde bulabileceği oyların oranı bundan daha fazla olmaz, zaten Almanya’daki seçim sistemi de kolay kolay bir partinin iktidar olmasına olanak tanımamaktadır.
Sol Partinin Berlin eyaletinde dahi tek başına hükümet kurması olanaklı değil, mümkün olsa da vaatlerini yerine getiremez, parlamentodan yasa çıkararak sistemi işçilerin, yoksulların lehine dönüştüremez. Eyalet düzeyinde yoksulların, sistem dışı toplulukların, kapitalizme itirazı olanların, doğanın, hayvanların, ötekileştirilmiş olanların, mültecilerin lehine kısmı düzenlemeler yapabilir ama bunlar da kalıcı olmaz zira ondan sonra gelecek iktidar bunları bir gecede değiştirebilir.
Geçici de olsa kimi mevzilerin kazanılması, kapitalizmin açmazlarını, krizini göstermek, teşhir etmek, en önemlisi de geniş kitlelere “başka türlü bir yaşam mümkün” mesajı vermek bakımından New York’ta, Paris’te sol-sosyalist güçlerin alternatif olarak sahneye çıkması, belediye yönetimlerini alması tarihi bir öneme sahiptir, selamlamak, bunu büyütmek lazım ama gerçeklikle olan bağı kopararak ayaklarımızı yerden kesmeden.
