Amedspor: Kürtlüğe Karşı Kansız Darbe…

Kitleleri mobilize etmek, uyuşturmak ve milliyetçiliğin, militarizmin, cinsiyetçiliğin örgütlenmesi bakımından futbolun etkili bir silah olduğunu bilinen bir gerçektir.

Futbolun ezilenlerden, sömürülenlerden yana işlev gördüğü örnek çok azdır, bunun olabilmesi için futbolu yöneten siyasetin doğru yerde durması gerekir.

Futbol ile devletin Kürt politikası arasındaki ilişkiye gelecek olursak: Gaffar Okkan’ın 18 Kasım 1997 tarihinde Diyarbakır’a emniyet müdürü olarak atanması, devletin Kürt politikasında sopa siyasetinden havuç siyasetine geçişinin ilk işaretiydi.

Artık Kürt çocukları görüldükleri yerde vurulmayacak, bunun yerine uyuşturucu, fuhuş ve futbol bataklığına çekilerek imha edilecekti.

“Amedspor: Kürtlüğe Karşı Kansız Darbe…” yazısını okumaya devam edin →

Berlin Seçimlerinin Alametifarikası Üzerine

Berlin eyalet seçimleri üzerine çok şey yazıldı: Kimileri, “Çerkes babanın kızı Elif Eralp Almanya’yı salladı” diye yazdı. Kimileri, “Türk kızı Elif tarih yazdı” başlığıyla haber yaptı. Kimleri, “Sendikacı, sosyalist anne babanın kızı Elif’in zaferi” dedi. Elif “Alevi mi, Sünni mi?” tartışmaları yaptı. Bunların hepsi gayri siyasi yorumlardı, bunlara bakarak neyin ne olup olmadığını anlayamayız.

Peki, Sol Parti’nin Berlin’de oyların %25,7’sini almasını nasıl okumak lazım? Bunu bir tek cümleyle şöyle ifade etmek mümkün: Kapitalizmin yapısal krizini de aşan bir kriz.

Bu tür kriz dönemlerinde, insanların kaygılarının arttığı ve merkez siyasetin artık çözüm üretemedi koşullarda merkez dışı arayış başlar; burada da akla sosyal demokrasinin solu ve merkez sağın sağı gelir.

“Berlin Seçimlerinin Alametifarikası Üzerine” yazısını okumaya devam edin →

Göçmenlik olgusu üzerine notlar…

Göç ve göçmenlik olgusu son yıllarda çok konuşulur oldu, belli ki bundan sonra da çok konuşulacak. Göçün engellenmesi, NATO’nun son 30 yıldır yaptığı tatbikat planlarda yer almaktadır, boşuna değil bu.

1989 yılında Doğu Bloku’nun çökmesiyle artık hiçbir şeyi eskisi gibi olmayacağı, vahşi kapitalizmin bütün maskelerini soyunarak, yüzünü saklamadan tarih sahnesinde boy göstereceği anlaşılmıştı. Bunun anlamı şuydu: Bitmek bilmeyen bölgesel savaşlar, daha ağır sömürü, kitlesel açlık, kıtlık, örgütlenmiş çevre felaketleri, Corona benzeri kitlesel kıyım salgınları ve göç. Pek savunulacak bir yanı olmasa da beğenmesek de Sovyetler Birliği’nin varlığı kapitalizmi dizginleyen, onun açıktan vahşet üretmesine engel olan bir etkiye sahipti.

Sovyetler Birliği’nin dağılması, Çin’in kapitalist pazara yeni fırsatlar sunması, kapitalizmin fabrika ayarlarına, 18-19. Yüzyıl değerlerine dönmesinin önünü açtı.

20. Yüzyıla damgasını vuran demokratik değerler, iş güvenliği, sendikal örgütlenme, uluslararası hukukun askıya alınarak bunun yerine güçlü olanın kuralları koyduğu bir siyaset ikame edildi.

“Göçmenlik olgusu üzerine notlar…” yazısını okumaya devam edin →