Edebiyat Üzerine Notlar

Ne zaman edebiyattan söz edilse, onun nasıl büyük bir “zenginlik olduğundan, onsuz bir dünyanın yavanlığından, sosyal ve entelektüel değişimin mümkün olmadığından” söz edilir.

Bunun yanlış bir yaklaşımdır; daha doğrusu ideolojik karakterini göz ardı ederek edebiyatın kendisini konuşmanın yanlış olduğunu düşünüyorum.

Edebiyat, bir disiplin olarak olmasa da zaten yaşamın içinde mevcuttur, edebiyatçının yaptığı ise onu bir disiplin halinde anlamak, biçimlendirmek ve hayata dâhil etmektir. Zaten sorun da bu aşamadan sonra başlıyor; zira edebiyat, onu yapan kim ise ya da onu yapan için ne anlama geliyorsa onu ifade etmeye başlıyor.

“Edebiyat Üzerine Notlar” yazısını okumaya devam edin →

Estetize Edilmiş (Kürt) Ulus Düşmanlığı: “Demokratik Modernite”

Demokratik Modernite, yalnızca kapitalist modernitenin değil, üstü örtülü olarak sosyalizmin de alternatifi bir toplum modeli olarak sunulmaktadır.

Tarih bilincinden, özneden yoksun, kendi içinde tutarsız olan bu önermenin asıl maksadı; (Kürt) ulus devlet fikrinin lanetlemek; Kürtleri bunun karşısına savaş gücü olarak dikmektir.

“Estetize Edilmiş (Kürt) Ulus Düşmanlığı: “Demokratik Modernite”” yazısını okumaya devam edin →

Fransa’daki İsyanın Siyasal-Toplumsal Anatomisi Üzerine

Havanın kararmasıyla sokağa çıkıp, geceleri banliyölerde arabaları, çöpleri, marketleri ve resmi binaları ateşe veren bu insanlar kimdir? Sahi, kimdir gecenin karanlığı ile örtünen bu insanlar?

1950’li yıllar itibariyle, Fransa’nın Kuzey ve Batı Afrika’daki sömürgelerini kaybetmesiyle birlikte, on yıllarca sömürdüğü bu ülkelerin yurttaşları da Fransa’ya göç etmeye başladı. Fransa’ya göç edenlerin bir kısmını, kendi yurtlarında Fransa adına savaşmış ‘Kılıç artığı’ diye adlandıran insanlar oluşturuyordu.

Fransa sömürgelerini kaybettikçe, Fransa’ya göç edenlerin sayısı da arttı; zira Fransa, sömürgesi olan ülkeleri tamamen talan etmiş, zenginlikleri kendi ülkesine taşımıştı. Fransa’ya göç kaçınılmazdı.

“Fransa’daki İsyanın Siyasal-Toplumsal Anatomisi Üzerine” yazısını okumaya devam edin →

Nedeni Korku Değil, Ütopyanın Tasfiyesidir…

Sınır tanımayan devlet terörü, açlık sınırının altında yaşayan milyonca yoksul, çalınan bir sirenle üniversiteleri kapatılan, kaldıkları yurtlardan atılan milyonlarca öğrenci, çalışanların vergileriyle kurulan fabrikaların ve kamuya ait arazilerin satılarak paraların zimmete geçirilmesi, bir gecede kasası boşaltılan kamu bankaları ve hâlâ nüfusun yaklaşık yarısı tarafından kabul gören bir iktidar.

Üstüne bir de deprem geldi; lakin şöyle böyle değil. Yüz binden fazla ölü, evsiz ve yurtsuz kalan milyonlarca insan ve yıkılmış kentler. Üstelik bütün bunların nedeni de deprem değil, devletin ve iktidarın imar politikası

“Nedeni Korku Değil, Ütopyanın Tasfiyesidir…” yazısını okumaya devam edin →

“Sen Erkeksin Anlayamazsın…”

Kadınların en çok kullandıkları, adeta bir sığına olarak gördükleri sözlerden biri de budur: “Sen erkeksin, bir kadını anlaman mümkün değil!”

Tarih bilincinden yoksun bir söz ama birçok boş söz gibi bu da bir avuntu nedenidir.

Filmlerden birinde güzel şöyle bir replik vardı: Kadın, “Bana âşık mısın?” diye sorar. Erkek, aşka inanmadığını ima eder ve sözlerine şöyle devam eder: “Eğer günün birinde evlenmeye ve çok sahibi olmaya karar verirsem, bu kadın sen ol isterim ama eşim olamayacağın kadar saygı duyuyorum sana.”

““Sen Erkeksin Anlayamazsın…”” yazısını okumaya devam edin →

Derin Devletsiz Masa Kurulamaz

Altılı Masa’nın kaderinin derin devlet tarafından belirleneceği en başından belliydi, bunu bilmeyenlerin siyaset yapmaya kalkışmaları siyasi cinayettir.

“Demokrasi, barış, kardeşlik, ülke insanına yaraşır bir yaşam” benzeri gayri siyasi argümanlarla siyaset yaptığını sanan kimi eş başkanlar, parti başkanlar siyasi cahil ve suçludurlar.

Aynı şahıslar, 7 Haziran 2015 seçimlerinde de insanları, “8 Haziran sabahı bambaşka bir ülkede uyanacağız” sözleriyle peşlerine takarak felakete sürüklemiştiler.

“Derin Devletsiz Masa Kurulamaz” yazısını okumaya devam edin →

Sosyalistler ve Seçimde İttifak ya da Dışarıdan Destek Sorunu Üzerine Notlar…

“Burjuva seçimleri bizi ilgilendirmez, yaşasın boykot” demek ilk bakışta devrimci gelebilir ama bir tutumun devrimci olması, devrimci siyasetin de örgütlendiği anlamına gelmez.

Çoğu zaman bu, siyaset dışı kalmak anlamına da gelebilir. Boykot, devrimci durumun olduğu, dengelerin devrimci güçlerden, işçi sınıfından yana olduğu, en azından taraflar açısından ortada olduğu koşularda veyahut da hiçbir biçimde açık siyaset yapma koşullarının olmadığı durumlarda doğrudur. Kaldı ki bir tutumun devrimci olup olmadığının ölçüsü de seçime katılmak ya da boykot değil, savunulan seçim programıdır.

“Sosyalistler ve Seçimde İttifak ya da Dışarıdan Destek Sorunu Üzerine Notlar…” yazısını okumaya devam edin →

Düşmanın Dilini Kullanarak Ona Karşı Mücadele Edilemez

Bursa’da Kürtlere yönelik saldırı sonrası döndük dolaştık yine aynı nokta ay geldik: “Irkçılık…”

Daha önce de yazmıştım; Beyazların Siyahlara, Türklerin Suriyelilere, Avrupalıların kimi yabancılara karşı saldırılarını ırkçılık olarak değerlendirmek yanlıştır.

Mesela Avrupalılar, Amerika, Avustralya ve Afrika kıtalarını sömürgeleştirme savaşını başlattıklarında, “Beyaz ırkın üstün olduğu” fikrini ideolojik dayanak olarak kullanmıştılar ama onları bu kıtalara götüren bu değildi. Maksat, bu kıtaların zenginliklerine el koymak ve köle emeği elde etmekti.

“Düşmanın Dilini Kullanarak Ona Karşı Mücadele Edilemez” yazısını okumaya devam edin →

Kürdistan’da Eğitim Dili, Türkiye’de Seçmeli Ders

Eylül 2012’de yayımlanan yönetmelikle, “Türkiye’de yaşayan dil ve lehçeler” adı altında Kürtçe de seçmeli ders olarak Milli Eğitim Bakanlığının müfredatında yer aldı. Müfredatta, mecburi Türkçe eğitiminin 5, 6, 7 ve 8’inci sınıflarında, yeterli sayıya ulaşılması halinde haftada 2 saat Kürtçe (Kurmancî, Kirmanckî) ders alınabilecekti. Seçmeli Kürtçe dersi MEB’in müfredatında olmasına rağmen uygulanmıyor.

“Kürdistan’da Eğitim Dili, Türkiye’de Seçmeli Ders” yazısını okumaya devam edin →

“0 Kilometre” Olmanın Hikâyesi

Erkek kültüründen ve onun yarattığı “bekâret” olayından söz ediyorum. Bakirelik, bugün de dünyadaki çoğu kültürde kadını “değerli” kılan en önemli ölçütlerden biridir.

Bunun da ölçüsü, “kızlık zarı”nın varlığıdır. Oysa “Kızlık zarı”nın bekâretle alakası yoktur.

“Kızlık zarı” (hymen), vajinanın 1-2 cm iç kısmında yer alan, rahim içerisine mikropların girişini engelleyerek enfeksiyonu önleyen bir fonksiyona sahiptir.

““0 Kilometre” Olmanın Hikâyesi” yazısını okumaya devam edin →