2022 Newrozunun Öğrettiği

Öcalan’ın İmralı’da Türk devleti adına Kürtlerle pazarlık yaptığı yıllarda gerek HDP gerekse de Kandil tarafından ifade edilen şuydu: “Biz, devletin pazarlık yapabileceği, konuşabileceği en son kuşağız, bizden sonra gelecek kuşak ile pazarlık da yapılamayacak.

Kürdistan kentlerinde yapılan 2022 Newroz gösterilerinde ortaya çıkan tablo, bu öngörünün doğruluğunu ispat etmiş gözüküyor.

“2022 Newrozunun Öğrettiği” yazısını okumaya devam edin →

İşgale Karşı Çıkmakla Ülkeyi Savunmak Aynı Şey Değil!

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, en başından koşulsuz reddedilmesi gereken bir husustur, karşı çıkılmalıdır. Lakin buradan hareketle Rusya karşında Ukrayna devletinin kazanmasını istemek, bunun için çaba harcamak, sosyalistler tarafından savunulamaz.

İki kapitalist devletin ve bunlarla çıkar ortaklığı olan kapitalist devletlerin çıkar savaşında taraf olunamaz. Bu tür durumlarda taraf olmak, siyaseten bertaraf olmaktır.

“İşgale Karşı Çıkmakla Ülkeyi Savunmak Aynı Şey Değil!” yazısını okumaya devam edin →

YA SÜREKLİ DEVRİM YA KARŞI DEVRİM!

Doğada olduğu gibi toplum ya da insan yaşamında da kural, sürekliliktir. Hiçbir şey sabitlenemez, hiçbir şey aynı kalmaz. Ya sürekli kendini yeniler, aşar ya da yerini karşı devrime bırakır. Burada karşı devrimden kastım, yıkımdır. Buradan hareketle Rusya ve Çin üzerine söz almak istiyorum. Her iki ülke de gerek nüfus yoğunlukları gerek kontrol ettikleri coğrafyanın büyüklüğü gerekse de doğal zenginlikleri bakımından dünyanın gidişatını değiştirebilecek potansiyele sahiptirler. Bu hep böyleydi, şimdi daha fazla böyledir.

“YA SÜREKLİ DEVRİM YA KARŞI DEVRİM!” yazısını okumaya devam edin →

Beyaz Olan Maske mi Yoksa Deri mi?

Fanon, siyah derililerin (sömürge topluluğun) düşmanına benzeme çabasını, “Siyah Deri Beyaz Maske” olarak betimlemiş, yazdığı kitaba da bu adı vermiştir. Kitabın kısa özeti şudur: “Beyaz’a benzemek, onun gibi olmak istiyor siyah insan. Bir tek yol, bir tek kader var siyah insanın önünde: Beyaz olmak.

“Beyaz Olan Maske mi Yoksa Deri mi?” yazısını okumaya devam edin →

8 Mart’ın Anlamı

Kimilerince kutlanma, kimilerince anılma, kimilerince ise mücadeleyi yükseltmeye günü olarak kabul edilen 8 Mart, esasen işçi kadınların “eşit kölelik” ve daha iyi koşullarda kölelik” hakkı için mücadelenin sonucu olarak doğmuştur.
Bu da ezilenlerin, sömürülenlerin mücadelelerinin doğasına uygundur zira ezilen veyahut da sömürülen bir topluluğun ilk mücadelesi mutlak eşitlik ve özgürlük maksatlı değil, kendisini ezen kadar eşit ya da daha iyi koşullarda sömürülmek maksatlı olur.
1857 yılında New York’da, tekstil sektöründe çalışan 40 bin kadın işçinin daha iyi ücret ve çalışma koşulları maksatlı direnişi, ikili bir karaktere sahipti. Bunlarda biri, erkek işçilerle eşit kölelik, diğeri ise daha iyi koşullarda sömürülme hakkı idi. Zira kadın işçiler, erkek işçilere nazaran daha kötü koşullarda ve düşük ücretle çalıştırılmaktaydı.
Bu bakımdan, 1857’deki kadın işçilerin direnişi hem sınıfsal hem de dar anlamda feminist bir perspektife sahipti. 129 kadın işçinin yaşamını yitirdi bu direniş, bir yanıyla da kadınn İşçilerin 1 Mayıs’ı idi.
1857 yılında New York’da başlayan direniş, zamanla bütün dünyaya yayıldı ve gerek işçi sınıfının gerekse de feminist hareketin şekillenmesinde, karakter almasında etkili oldu.
Tabii ki 8 Mart ile ilgili birçok tez, hipotez ileri sürülebilir, niyetinde tarih devam ediyor, mücadele de; bu demek oluyor ki tartışma da devam edecek. 
Lakin tartışmaya açık olmayan şudur: 8 Mart, “Bayram” olmadığı gibi “Kadınlar Günü” de değildir. 8 Mart, cinsiyetçiliğe ve sınıf sömürüsüne karşı mücadele günüdür.

Demokrasi Ne Değildir?

Demokrasi, özgürlük demek değildir. Demokrasi, eşitlik değildir. Demokrasi, herkes için eşit adalet değildir. Demokrasi; eşit söz söyleme hakkı, eşit imkân, eşit örgütlenme imkânı, eşit temsil değildir. Nedense demokrasi denildiğinde genellikle bunlar akla gelir. Bunlar yok ise demokrasi de yok ya da eksik bilinir. Zira demokrasi kavramı bunlarla özdeş sayılır.

“Demokrasi Ne Değildir?” yazısını okumaya devam edin →

Kapitalizmin Enstrümanlarından Biri de İslam’dır!

İslam, kapitalizmin son yüz yılda kullandığı en güçlü enstrümanlardan biridir. Kapitalizm, gerek kendi eliyle örgütlediği gerekse de kapitalizme (aslında Hristiyan Batı’ya) tepki olarak vücut bulan İslami hareketleri kullanarak, özellikle İslam dininin hâkim olduğu bölgelerde, sürekli ama kontrol edilebilir savaşlar/krizler örgütlemiş, bu savaşları bahane ederek bu bölgelerdeki varlığını (işgalini) meşru kılmıştır. Bu durum bugün de devam etmektedir.

“Kapitalizmin Enstrümanlarından Biri de İslam’dır!” yazısını okumaya devam edin →

Uluslar “insanlık” için mücadele etmezler

Ulus da tıpkı aile gibi, önce kendi çıkarlarını düşünür. Bunun gündelik hayattaki karşılığı da, başka ulusların aleyhine olacak biçimde düşünmek ve davranmaktır. Beğensek de beğenmesek de ulus budur. Kürtler dışında bunun aksini iddia eden hiçbir ulus yoktur.

“Uluslar “insanlık” için mücadele etmezler” yazısını okumaya devam edin →

Sınıf mücadelesi değil, işçilerin mücadelesi

Ağır ekonomik kriz, işçi sınıfının en güvencesiz ve zayıf halkasını oluşturan kesiminin ağır geçim sıkıntısıyla baş başa kalmasına, bu da peş peşe işçi direnişlerinin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Tabii ki heyecan veren bir durum bu zira uzun zaman sonra ilk kez “Laik – İslamcı” veyahut da “Cumhur İttifakı – Millet İttifakı” çekişmesinin dışına çıkılmış ve sınıflar, sınıflar çatışması denilen bir olgunun hala var olduğuna dikkat çekilmiştir.

“Sınıf mücadelesi değil, işçilerin mücadelesi” yazısını okumaya devam edin →